TÜRK EĞİTİM-SEN ÇORUM ŞUBESİ
Karakeçili Mah.Azap Ahmet Sokak
Gurbetçi Şahin İş Merkezi 1/5 ÇORUM

Telefon : 364.225.15.89

Faks : 364.225.22.77
Cep Tel : 505.580.43.09

E-Posta : corumtes@hotmail.com

mail@turkegitimsencorum.org

ÇORUM

ŞUBE YÖNETİM KURULU BAŞKANIMIZIN GENEL KURUL AÇILIŞ KONUŞMASI

Bu kaynaktan içenlerin yürekleri tunç olur. Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur.

İstiklal Marşı’nın okunmasına karşı çıkanlarla, Andımız okunmasın diyenlere ithaf olunur.

Şol gökleri dolduran, Ol deyince olduran, donatıp kaldıran Allah’ın Rahman ve Rahim olan adıyla

 Muhterem Hazirun, Türk Eğitim Sen’i her hal ve şartta yalnız bırakmayan değerli misafirlerimiz, Bugün burada Türk Eğitim Sen’in gelecek üç yılını belirleyecek delegelerimiz, Bizler sendikamızı bugüne kadar sizlerin tercih ve desteği ile buraya kadar taşıdık. Bugün burada sendikamızın geçen üç yılda geldiği düzeyi ve gelecekteki hedeflerimizi belirleyecek olan yine sizlersiniz. Bizler ilçe temsilcilerimiz ve işyeri temsilcilerimizle verdiğimiz mücadelede son üç yılda her yıl bir önceki yıldan daha fazla üyeye sahip olma başarısı gösterdik. Her türlü teşkilatın ve muhalif sivil toplum kuruluşlarının hızla iktidarın hegemonyasına girdiği, karşı koyanların sindirilmesi için her türlü baskı ve zulmün reva görüldüğü bir ortamda bu başarıyı sağlamak tüm üye arkadaşlarımızın cesaret ve samimiyetlerinin bir ürünüdür. Bu başarıda bulunduğu ilçede tüm baskılara onurlu bir direniş, yürekli bir cesaret gösteren ilçe temsilcilerimizi ve yönetimlerinin katkısı büyüktür. Gün gelip bir üye için ortalama 120 km yol gitmek zorunda olduğumuzu hesaplayan, ancak “değil 120 – 120 bin kilometre yol gitsek de bu sancağı yere düşürmeyeceğiz” inancına sahip  İskilip’ten başlayarak bir yıl içerisinde üye sayısını %50 artırmak için çalmadık kapı, gitmedik köy bırakmayan Sungurlu’ya, yalnızca bir üye kazanmak için bir günde tam 260km yol gidip yine de yüksünmeyen Osmancık ilçe temsilcimizden, her yıl dönenlerin ve gidenlerin yerine yenilerini bulmak için mücadeleden asla vazgeçmeyen Alaca ve diğer ilçe temsilciliklerimizin hangi şartlarda görev yaptığını, bazen gittiğimiz okulda tencere tava satan bir seyyar satıcı kadar bile ilgi görememenin, büyük bir ümitle girdiğimiz öğretmen odalarında en yakın abimiz bildiğimiz insanlar tarafından nasıl yalnız bırakıldığımızı ya da saatlerce konuştuğumuz insanların “haklısınız ama” diye başlayıp şartların bunu gerektirdiği için başka sendikalarda oluşlarını büyük bir pişkinlikle ifadeye geçtikleri veya bütün ısrarımıza rağmen “gönlümüz sizinle “ demekten öte hiçbir cesaret ve varlık gösteremeyenlere rağmen bıkmadan, usanmadan, en sevdikleri varlıklarından bile ayrı düşmeyi göze alarak verdikleri mücadeleyi yakından bilmenin, bu arkadaşlarımızın her türlü övgü ve saygıya layık olduğuna inanıyor, bu arkadaşlarımızı ve tüm ilçe temsilci ve yönetimlerini bir kez daha saygıyla selamlıyor kendilerine teşekkür ediyoruz. Bu mücadeleyi yok sayıp, sırf muhalefet yapmak anlamında sayılarla oynayarak tüm camiamızın emeklerini yok sayanlara niçin burada olduğumuzu, nasıl sendikacılık yaptığımızı değil niçin Kamu-Sen’deyiz,  niçin buradayız? Ben bugün bunu anlatmak gerektiğine, Türk Eğitim Sen üye ve yöneticilerinin taşıdıkları inanç ve gururun ne olduğunu anlatmak, bu davanın bizler için ne ifade ettiğini paylaşmanın daha anlamlı olduğuna inanıyorum.

Onun için de biz bu davayı Lillahi Kelimatullah davası bildik. Biz bu davayı, Allah Resulünün “Bir elimize ayı bir elimize güneşi verseniz vazgeçmem” dediği kadar kutsal bildik.

Sonra biz bu davayı, Kürşat’ın 40 Atlısıyla Çin sarayını basarken, esir Türk milletinin kurtuluş  andı      bildik.

Bu davayı, Alparslan’ın Malazgirt de; Ey Allah’ım! Niyetim hâlistir, bana yardım et, sözlerimde hilâf varsa beni kahret!”  duasıyla anladık.

Sonra biz bu davaya Yavuz Sultan Selim Han Hazretlerinin yürürken Sina Çölünde; atının terkisini eline alıp Allah Resulünün peşinden yürüdüğüne inandığı dava gibi inandık. Ve biz bu davaya Fatih Sultan Mehmet Han’ın “Ya İstanbul beni alır ya ben İstanbul’u “ iddiasıyla, Haksızlıkla mücadelelerde, Allah resulünün “haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” Hadis-i Şerifi ile sarıldık. “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle düzeltin. Elinizle düzeltemiyorsanız dilinizle düzeltin. Her ikisini de yapamıyorsanız kalbinizle buuz ediniz”. Hadis-i Şerifinde  geçen mücadeleyi kendimize rehber edindik.

Sonra Çanakkale’de verirken son nefesini “Ya Resulallah hoş geldin” diye haykırarak ayağa fırlayan Mehmetçiğin inancıyla inandık bu davaya.

Sonra Sakarya’da Dumlupınar’da “Hattı müdafaa yoktur Sathı müdafaa vardır, Bu satıh bütün vatandır” diyen M.Kemal’in inancıyla inandık biz bu vatanın kutsallığına. Vatanımızı canımızdan aziz bildik. Hubbül Vatan Minel İman hadisinde gördük vatan sevgisinin imandan olduğunu.

Sonra vatanı için gözünü kırpmadan canını ortaya koyan ülkü devleri şehitlerimiz gelince aklımıza;

Rahmetli Başbuğ’un aziz şehitlerimizin hatırası için söylediği şu sözler düşer aklımıza; “ Çoğu zaman rüyalarıma girerler, sanki geçit resmi yapar gibi gözlerimin önünden geçerler. Oruç Reis ile kol kola yürür. Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen, Erdem Arabacı gibiler. Uykularım kaçar, kalkar Cenab-ı Hakk’a sığınır, Kur’an okurum. Ercüment’im gelir aklıma, mezar bile dar gelmişti yavruma “dediği o kahramanlar düşer yadımıza.

Sonra kanımızla olgunlaşan 12 Eylüller düşünce aklımıza; kurulan idam sehpalarında Allah’a yürüyen Mustafa Pehlivanoğlu, Cengiz Baktemur, Fikri Arıkan, Halil Esendağ, İsmet Şahin, Selçuk Duracık, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kerse, Cevdet Karakuş adlı cennet dostları düşer aklımıza.

Ve o canların şehadetini siyaset malzemesi yapan biçareler gelir aklımıza.

Ve kapatınca gözlerimizi karlı bir günde, ülküdaşlarının omzunda yürüyen bir şehit tabutu gelir hayalimize. Açınca gözlerimizi, bölücüler tarafından vurularak, arkadaşlarınca yetiştirildiği hastanede doktorunun halinden ümidini kesip,” nasıl olsa ölecek  diye uzattığı suya bakıp “doktor, sen bilmez misin ki Ramazandır ben de orucum. Eğer şehit olursam ben oruçsuz nasıl çıkarım Allah’ın huzuruna” diye bir yudum suyu reddeden ülkü devleri çıkar karşımıza.

Sonra gencecik evlatlarını verirken kara toprağa, “vatan sağ olsun” diyen o muhteşem analar ve babalar düşer aklımıza. Ve kanlı bir kış gününde;  toprağa verdiğimiz  son Başbuğ Alparslan Türkeş’in bugün bölücü hainlerle yapılan pazarlıkları bilirmişçesine “ Ne federasyonu ulan” diye kükreyişi gelirde aklımıza,  hayret ederiz.

Bugünkü suskunluğumuza ve ürkekliğimize, idamla yargılanırken bile Mamak’ta Askeri mahkeme önünde yaptığı savunma ibret abidesi gibi çıkar karşımıza.

 O yüce insan idamla yargılanırken bile “Elhamdülillah, inanmış, samimi bir müslümanım; fanilik hissine aşinayım. Dünyanın bir imtihan yeri olduğunu biliyorum.

Şu anda burada bulunuşumuz da inanıyorum ki her şeyden önce bir kader tecellisidir, ilahi bir imtihandır. Sabır ve şükürle karşılıyor ve bu imtihandan da yüz akıyla çıkmayı bize nasip etmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.”

 Diye başlayan sonra hepimize bir ders niteliğinde kimlerin huzurunda olduğumuzu hatırlatan “Taşıdığım bayrak, temsil ettiğim mukaddes Türk milliyetçiliği uğrunda, komünist ve bölücü hainlerin kurşunlarıyla toprağa düşerek şehitler ordusuna katılmış olan, Ruhi Kılıçkıran'dan, Gün Sazak'a kadar şehit evlat ve kardeşlerimin ruhaniyetlerinin de şu anda bizimle beraber olduklarını bir şekilde konuşmaya, yalnız hak bildiğimi söylemeye mecburum.

 Çünkü onlar, üçbinaltıyüz can, bu hak bildiğimiz yolda "vatan-millet-din ve devlet" uğrunda şehit oldular. Onlar hem şehitlerimiz, hem de şahitlerimizdir. Yarın huzur-u ilahide de bana şahitlik edecek olanlar, onlardır” hükmüyle bizi uyarışını görürüz.

Bugün ise çıkarları için davasını ve kendisini siyasi iktidar ve ikballeri uğruna  meze olarak sunan, ruhsuz cesetler gelince aklımıza; o zaman ozanın bir şiiri düşer gönlümüze  ve haykırırız  herkese:

Unuttu mu sanıyorsun unuttu?
Unutamam, unutamam, unutmam!
Unutmamak beni hayatta tuttu,
Unutmam, unutamam, unutmam

Ruhî Kılıçkıran ilk göz ağrımız,
Sonra Özmeni'miz, İmamoğlu'muz,
Önkuzu'muz derken yandı bağrımız.
Unutmam, unutamam, unutmam.

Gözlerimin ışığına bir bakın,
Doğrultun namluyu bir kurşun sıkın,
Ama bana unut demeyin sakın,
Unutmam, unutamam, unutmam.

Ve biz de unutmayacağız. Bugün bize yapılan haksızlıkları, yakılan canları, peşkeş çekilen makamları, iktidarın yalaka ve oyuncağı olmuş bürokratları

 ve unutmayacağız her gittiğimizde binlerce mazeret bularak, bizlerle birlikte olmaktan, üye olmaktan kaçan kaypak ve korkakları.

Unutmayacağız gönüllerini bize, bedenlerini başkalarının kucağına atan hayasızları. Unutmayacağız davadan geçinip, bizi bu davada yalnız bırakanları.

 Ve unutmayacağız bizim bahçede yemlenip, başkalarının folluğuna yumurtlayan tavukları.

Ve herkes bilmelidir ki kalabalıkta efelenenlerin, yalnız kaldığında özrüne bakılmayacağını ve herkes bilmelidir ki bugün bizimle olmayanlara, yarın asla dönüp bakılmayacağını.

Bizler sendikacılığımızı, işte bu tarihi mirasla haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, çalınan KPSS sorularıyla binlerce gencimizin karartılan geleceğine,

 kamu çalışanlarının siyasete alet edilmesine, insanlarımızın yokluğa ve yolsuzluğa mahkum edilmesine karşı tüm gücümüzü üyelerimizden, inancımızı tarihimizden alarak mücadeleye devam edeceğiz. Ne ödediğimiz bedeller ne de ödeyeceğimiz bedeller bizleri kutsal bildiğimiz bu yoldan asla döndüremeyecektir.

Bizim sendikal anlayışımız ; Rahmetli Alparslan TÜRKEŞ’in insanlarımızı çağırdığı yoldur. Bu yol "Ben Türk Milletini; Sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye, rüşvetle, hile ile, çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine,    ahlaktan mahrum bir hürriyete, tefeciliğe, karaborsaya yer veren bir ekonomiye çağırmıyorum.

Ben sizleri Türklük şuur ve gururuna, İslam ahlak ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe kısacası Hak yolu, Hakikat yolu, Allah yoluna çağırıyorum." Dediği yoldur.

 İşte bizim sendikacılığımızın ve sendikamızın esasları burada saklıdır.

Herkese söylediği her sözü, yaptığı her hareketi bu kutsal emaneti unutmadan yapmasının bir zorunluluk olduğunu hatırlatıyoruz.

 Aksi takdirde; bu davayı, günlük politika ve çıkarlarına alet edenler, hem Allah’ın hem de tarihin huzurunda hesap vereceklerdir.

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, Genel Kurulumuzun  tüm camiamıza ve yüce Türk milletine hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık: saldırıp bir daha dönmemektir.

Hepiniz Allah’ a emanet olun Allah yar ve yardımcınız olsun.

 

 

 

   
   

 

 

EditRegion5

METROPOL A.Ş % 2&4

ANALİZ DERSANELERİ(Sbs kazanımlarından sonra)%20

ÖZÜYAĞLI MEFRUŞAT % 15

ELİTPARK HASTANESİ %20

BİLGİ KIRTASİYE % 20

MERVE GİYİM PAZARLIK+%10

PAŞA İSKENDER %15

DİGER İŞYERLERİ İÇİN >>>>>>>  

 

21 KASIM 2009 DAN BERİ

 

KİŞİ ZİYARET ETTİ.

 

 

 

Tasarım Ahmet SÖZÜDOĞRU ©2009 HER HAKKI TÜRK EĞİTİM-SEN ÇORUM ŞUBESİNE AİTTTİR